Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı
5 Temmuz 2025 Cumartesi
ÖVME VE RİYAKARLIK
4 Aralık 2023 Pazartesi
YAŞAM VE ÖLÜM ÜZERİNE
21 Ekim 2023 Cumartesi
YAPAY ZEKA VE İNSANLIK
30 Haziran 2020 Salı
ARAÇLARIN AMAÇLARI
31 Aralık 2017 Pazar
İSİMLER VE ZAMAN
Bir varlığa isim verdiğimiz de isim vermemiz deki asıl gaye ona görev tanımı yapmaktır. Bir şeye isim verirken isim verdiğimiz şeye bir görev tanımı da vermiş oluruz. Örnek vermek gerekirse masa dediğimizde, masa diye tanımladığımız şeyin bizim istediğimiz görev tanımını yapmasını isteriz. Bu görev tanımı için ona masa deriz.İsmi ona vermekle görevinin ne olduğunu kendimizce anlamış oluruz. O İsmi bir başkasına söylediğimizde, bahsettiğimiz kişi söylediğimiz ismin ne yapacağını bilir hale gelir Çünkü isim görev tanımını çağırdığından o isme ait görev bilinir. Ayrıca isimler değişimleride anlatır. Örneğin eski masa ve yeni masa dediğimizde masanın zamanından bahsederiz zamanını belli edebilmek için isim takıları veririz ve bu takılar da isimdir. yeni ve eski masanın zamanı ile alakadardır yani karşı tarafa bilgi aktarırken ona zamanın bilgisinide vermek isteriz Bu yüzden eski ve yeni kavramlarını kullanırız. insanlarada isim verirken, verdiğimiz isim ile işte tüm bunların tamamını kapsamış oluruz. Yani isim hem görev tanımını hem de zamanı içermektedir Ayrıca isim verilmekle ondan beklenilen görevin yapılması istenir. yani sizin isminiz Ahmet, Mehmet veyahut da herhangi bir isim ise, o ismin gereğini yaparsınız. Bu yüzden İsminizin manası ne ise o ismin manasına yönelik bazı işler yapmanız beklenir. isminiz Savaş ise bir şeylerle savaşırsınız. Herkes bir şeylerle savaşır fakat Savaş ismi o kimseye özellikle savaşması için konulmuştur. Burada şöyle bir soru çıkabilir
''Kişiler isimlerinin manalarına yönelik mi hareket ederler? . '' Genel itibarla evet denile bilir.
Fakat kişi ismine yönelik hareket etmezse o isim ondan alınır ve ona hakettiği isim verilir. Örnek vermek gerekirse bir erkek, erkek gibi davrandığı için erkek ismini almıştır. Eğer erkek, erkek gibi davranmazsa kadın gibi davranırsa ona kadın denilemez. Çünkü bir kadın değildir. Yapı itibariyle erkek olduğundan dolayı erkek denemesi gerekir fakat davranış itibariyle kadın gibi davrandığı için ona kadın denmesi gerekliydi.Yapı itibarı ile erkek davranış itibarı ile kadın olduğu için ona başka bir isim takılır. Kısaca erkek ismini kaybeder. İsmi kaybetme durumu da verilen ismi taşıyamamasından dolayıdır. Kısaca isimler görevler için verilir ve zamanıda kapsamaktadır. Bir şeyin isminin değişmesi o şeyin görev tanımı ve zamanının da değişimi demektir. Tüm bunları anladı iseniz ,istemediğiniz bir durumla karşılaştığınızda yapmanız gereken ilk şey o durumun ismini değiştirmek olmalıdır. O duruma verdiğiniz isim bir görevi ve bir zamanı harekete geçirecektir ve o verdiğiniz ismi o verdiğiniz şey kabul ederse. istediğiniz şey gerçekleşir. çünkü bir görev tanımı verdiniz ve o görev kabul edildi.Geriye sadece gerçekleşmesi için gerekli zaman kaldı. Zamanı gelince verdiğiniz isim ortaya çıkacaktır ve istediğiniz şey gerçekleşecektir.
26 Temmuz 2015 Pazar
ZAMAN AKIŞI
SORUNUN KAYNAĞI
19 Şubat 2015 Perşembe
ŞABLONLAR EVRENİ

Referans alıp algıladığımız dünyada deneyip gözlemlediğimiz şeylerden kurallar ve kanunlar çıkarmaktayız.misal olarak ateşe elimizi yaklaştırdığımızda elimizin yanması ve bunu deneyimleyen diğer insanlarında aynı tepkiyi vermesinden dolayı ateşin yakıcı olduğu görüşüne varmaktayız.yani kuralları koyarken gözlemleme yapıp 5 duyu organımızdan gelen verileri kullanarak kurallar koyuyoruz.peki bu gözlemleme ve kurallar koyma işini ne kadar düzgün yapıyoruz ? şöyle bir örnek versek konuyu daha iyi anlatabilirim sanırım.bir koyun, çobanı bir eşşeğe binerek bulunduğu yere geldiğini sonra o eşşekten inip ikinci bir eşşeğe bindiğini görse ve bu olay hergün aynı şekilde tekrar etse koyunun koyacağı kural şu olurdu ikinci eşeğin yürüyebilmesi için birinci eşşeğin durması gerekir.halbuki ikinci eşeğin yürüyebilmesi için birinci eşşeğin durması gerekmez.işte tüm bu gözlemleme ve kural koyma olayı aynı şekilde tekrar eden bir olayın bizim bakış açımızdan yorumlanmasından başka bir şey değildir.yani aslında bizler kurallar ve çıkarımlar yaparken kendi bakış açımızdan evreni ve kainatı anlamaya çalışırız.ancak evren için koyduğumuz yasalar veya kurallar bizim bakış açımızdan olduğundan dolayı tam olarak doğru olmayacaktır.
30 Kasım 2014 Pazar
KAOS TEORİSİ
Kaos teorisi aslında düzensiz gibi görünen her şeyin bir düzene bağlı olduklarını açıklamaya çalışan bir teoridir.Kısaca açıklamak gerekirse ,kaos teorisi veya kargaşa kuramı; yapısal olarak bir fizik teorisi ya da matematiksel bir tümevarım değil, fiziksel gerçeklik parçalarının bir bütün olarak eğilimini açıklamaya yarayan bir yöntemdir.
Bir sigara dumanının havada yaptığı şekiller tamamen düzensiz ve bağımsız rastlantıların ürünü olarak görülebilir. Ancak bir teorik fizikçi dumanın bu dinamiğinin aslında ortamdaki birçok parametre ve etken ile belirlendiği görüşündedir. Bu girdiler o kadar çoktur ve o kadar değişkendir ki incelemek ve net bir kanıya varmak imkânsızdır. Parametrelerin bu denli değişken olması aslında o parametrelerin de bir çıktı olmasından kaynaklanır. Dumanın hareketine neden olan hafif bir hava akımı aslında odanın başka yerindeki bir sıcaklık değişikliği ve basınç farkının neden olduğu bir harekettir. Ayrıca dumanın dinamiğini etkileyen girdiler birbirlerine bağlı olabilirler ki bu durumu tam anlamıyla içinden çıkılmaz hâle sokar. Sigara dumanı örneğine geri dönersek, hava akımının yalnızca sıcaklık değişiminden kaynaklandığını farz edelim (ki pratikte bu milyonlarca etkenden biridir). Sıcaklık değişimi ortamda basınç farkı yarattığından hava akımını etkiler. Ancak oluşan hava akımı sıcaklıkta tekrar değişimlere neden olacağından farklı girdilerle tekrar bir fonksiyon oluşturur ve bu değişim sonsuza kadar devam eder. Birçok farklı girdinin sürekli değişerek fiziksel değişimler ve farklı düzenler yaratması ve bu düzenlerin yine kendisini etkilemesi insan zekasının ve günümüzdeki gözlem ve bilimsel tahmin yeteneklerinin çok çok üstünde olmasından dolayı kaos olarak nitelendirilir. Oysa tüm bu değişimlere neden olan fiziksel yasalara ve matematiksel açıklamalara hakimiz. İşte bu noktada karşımıza düzen ve kaosun aslında birbirine ne kadar sıkı sıkıya sarılmış olduğu ortaya çıkar. Fiziksel yasalar ne kadar basit olursa olsun sonuç o kadar rastlantısal ve karmaşa doludur.
Tüm bu anlatılanlardan sonra varacağımız sonuç yaptığımız her şeyin başka bir şeyi etkilediği ve bu etkilerin birleşmesi ile evren ve kainat veya bildiğiniz her şeyi etkilediğimiz sonucudur.tabi bundan yola çıkarak tek sebeb bizim böyle davranmamız diyemeyiz ancak o yapılan işte bizimde sorumluluğumuz olduğudur.buna kelebek etkiside diye bilirsiniz.yaptığınız bir şeyin her şeyi etkilemesi ile başınıza gelen olaylar arasındaki ilişkiden bahsediyorum.örnek verirsek daha iyi anlaşılacak sanırsam konu.
bu örnek tabi ki abartı içeriyor ancak gerçeklikte içeriyor.tüm bu anlatılanlardan çıkacak sonuç ise ; kaos teorisi bize şunu anlatıyor iyilik yaparsanız iyilikle karşılanırsınız veya kötülük yaparsanız kötülük ile karşılanırsınız. bunu sadece iyilik veya kötülüğe indirgemiyorum.Yaptığınız şey her ne ise onun karşılığını alacaksınız diyorum.
28 Ekim 2014 Salı
KANSAS CİTY ALDATMACASI
Aklımıza çoğu zaman gelen fikirler ve düşünceler bizi düşünmek istediğimiz şeye değilde düşünmek istemediğimiz şeylere yönlendirir.Lazım olan düşünce veya fikir sürekli değişime uğrar aklımızda ve sonuç olarak düşündüğümüz veya araştırdığımız konu yerine kendimizi bambaşka bir konuda buluruz.Lazım olmayan bu fikir ve düşünceler yapmamız gereken işleri unutturup zamanımızı ve enerjimizi çalar.Ana fikir ve hedef üzerinde düşünmek yerine aklımıza gelen bu düşünceler istek ve amaçları bile yok edebilir.Hani küçükken kulaktan kulağa oynardık ve ilk kulaktan söylenen söz son kişide bambaşka bir şekilde çıkardı.Anlatılmak istenen ile son kişinin anladığı farklı olurdu bu oyunda ve ilk kelime ile son kelime veya cümle birbirini tutmazdı.Demek istediğim ana fikir üzerine konulan kavramlar yavaş yavaş ana fikri değiştirerek başka bir şeye dönüşmesini sağlar.Önceki örnekte verdiğim gibi kulaktan kulağa oyununda herkes bir harf veya bir kelime katarak cümleyi değiştirirse kelime son kişide başka çıkacaktır.Neden bu oyunda kelime değişti diye sorarsanız insanların kelimeyi değiştirmek istemesinden zevk aldıklarını ve bunun bir oyun olduğunu bilirsiniz.
Yönlendirme hikayeleri işte böyle başlar.Size bir düşünce veya fikir verilir ve üzerinde düşünmeniz istenir.Sonra siz o şey hakkında düşünürken yavaş yavaş diğer kavramlar anlatılır ve ana fikrin varması gereken sonuçla ,sizin bulduğunuz sonuç arasında çok büyük farklılıklar oluşur.Yönlendirme hikayelerinde size bir yön anlatılarak o yöne bakmanız istenirken ,size hikayeyi anlatan adam size zarar vermek istemektedir.Konu iyi kıssalar ve öğütlerle başlar ve siz dinlediklerinizle bir şeyler yaptığınızda iyi şeyler yaptığınızı zannedersiniz.Aslında yaptıklarınız tam anlamıyla kötülüğün kendisidir.Örnek vermek gerekirse hırsızlığın kötü olduğu hakkında hepimiz aynı şeyi düşünürüz.Size hırsızlığın kötülüğünü anlatan adam siz onu dinlediğiniz sırada sizin cebinizdeki parayı çalmaktadır.Size konuyu anlatırken sizin konuya odaklanmanız ve etrafta olan bitenden haberinizin olmamasından dolayı.Sizin bu haliniz hırsızların sizden para çalmasını kolaylaştırır.Bu anlatıklarım için hırsızlık örneği yeterli olamayacaktır.Dikkattin odaklanması ve konsantrasyon esnasında neler kaybettiğiniz aslında önemli olandır.siz bir iş için konsatre olup o işi yapmak üzere eylem yaparken.Etrafınızdaki dünya ile alakanızın kesilmesi size zarar vermek isteyen insanlara bir davetiye vermenizdir.O yüzden bir işe konsantre olmadan önce gerekli tedbirleri almanız sizin faydanızadır.aşağıdaki video sanırım bazı şeyleri açıklamaya yeterli olacaktır.
10 Ekim 2014 Cuma
AMAÇLAR VE ARAÇLAR
9 Ekim 2014 Perşembe
PLASEBO VE NOSEBO ETKİLERİ
Bu yazımda fikriyatın beden üzerindeki etkilerinden biraz bahsedeğim.yazı alıntıdır ve bir doktorun araştırmasıdır.
Plasebo etkilerini tetikleyen faktörlerin en başında beklenti geliyor. Hastalar kendilerine verilen ilaç ve uygulamalar nedeniyle iyileşme beklentisine kapılıyorlar. Tedaviyi uygulayan doktorun, tedavinin işe yaradığına yönelik telkini, hastanın verilen ilaçın çok etkili olduğunu düşünmesi semptomplarının psikolojik, hatta kısmen fizyolojik olarak da gerilemesine neden olabiliyor. Beyaz önlük giymiş, otoriter ve ilgili bir hekimin “şimdi size çok güçlü bir ilaç vereceğim, birkaç güne bir şeyiniz kalmaz” telkini ile plasebo alan hastalar, tedavi seansının ardından kendilerini daha iyi hissetiklerini beyan ediyorlar. endojen opoioid sistem ve endocannabinod sistem insanlarda bulunan doğal ödül mekanizmalarını uyaranlar sonucunda nucleus accumbens denen beyin bölgesinin uyarılması ve bunun sonucunda da dopamin maddesi salgılanmasına neden oluyor. Plasebo uygulanması sonucunda da aynı ödül mekanizmaları tetikleniyor. Uygulanan tedavi ile daha iyi olacağı beklentisine giren hastada, bu beklenti dopamin artışına neden oluyor ve artan dopamin hastanın kendini daha iyi hissetmesini, ağrılarının hafiflemesini, şikayetlerinin geçmesini sağlıyor. Öğrenme ve özellikle şartlı öğrenme de plasebo etkilerinin ortaya çıkmasında önemli. Bir hastaya ilk olarak plasebo uyguladığınızda, o hastada gözlenen plasebo etkisi çok güçlü olmuyor. Ancak hastaya önce etkin bir tedavi uygular ve daha sonra bu tedaviyi hasta fark etmeden plasebo ile değiştiriseniz o zaman plasebo etkisinin çok daha arttığı gözlenebiliyor. Örneğin, ağrı tedavisi için yapılan bir çalışmada hastalara Pazartesi, Salı, Çarşamba ve Perşembe günü morfin verilip, Cuma günü morfin yerine su enjekte edildiğinde hastalarda sanki morfin almışçasına ağrıların azaldığı gözlenmiş. İlaçların rengi kadar ne şekilde paketlendiği, hangi formda hazırlandığı da plasebo etkilerinin gücünü etkiliyor. 1970’te yapılan bir çalışmada, gene bir endişe giderici olan klordiyazepoksitin kapsül formunun, tablet formuna göre daha etkili olduğu bulunmuş. Her ne kadar iki ilacın içindeki aktif madde ve emilim hızı aynı da olsa, kapsül alan hastalar daha çok iyileştiklerini beyan etmişler. Hastaya yapılan girişim ne kadar acılı ve ciddi ise, plasebo yanıtı da o kadar kuvvetli oluyor. Hastalandığında illa iğne yapılmasını isteyen, iğne yapılmadan hap kullanırlarsa ağrılarının bir türlü geçmediğini söyleyen kişileri, yakın çevrenizde de gözlemiş olabilirsiniz. Dan Ariely, 2008 yılında yaptığı bir deneyde, gönüllülere elektrik şoku vererek canlarının yanmasını sağlamış. Daha sonra aslında C vitamininden ibaret olan plasebo haplarını iki gruba ayırdığı hastalara dağıtmış. Birinci gruba, tabletlerin tanesinin 2,5 dolar olduğunu, diğer gruba ise tanesinin 10 sent olduğunu söylemiş. Sonuç tahmin ettiğiniz gibi: 2,5 dolarlık tableti alan hastalar aldıkları ilacın etkinliğinin daha yüksek olduğunu ve ağrıyı daha iyi tedavi ettiğini söylemişler. her ne kadar plasebo etkileri gözlemlenebilen hatta günümüzde kısmen de olsa nörokimyasal olarak ölçülebilen etkiler olmasına rağmen, hastaların plasebo kullanmaları sonucunda ilaca verdikleri yanıt, gerçekten etkin madde içeren ilaçlara verdikleri yanıttan epey farklı. Yapılan pek çok sayıdaki çalışmada, plasebo uygulaması sonrasında gözlemlenen iyileşmenin genelde subjektif olduğu, ve bu iyileşme halinin de etkin maddeyle tedavi edilen hastalara göre çok daha kısa sürdüğü saptanmış. 39 hasta üzerinde yapılan bir çalışmada, astım hastası olan ve nefes darlığı çeken bir grup hastaya, albuterol denen sprey formunda bir astım ilacı, içeriğinde etkin madde olmayan plasebo bir sprey ve sahte akupunktur tedavisi uygulanmış. Deneyde hastalara birer hafta arayla bu tedavi yöntemleri karışık sırayla uygulanmış. Her bir uygulama öncesi hastaların FEV1 değerleri not edilmiş, uygulama sonunda bu ölçüm tekrarlanmış. Ayrıca her uygulama sonrası hastalara uygulanan yöntemden ne kadar fayda sağladıklarını soran bir de anket yapılmış. Böylece deneyi düzenleyen araştırmacılar her bir hasta için uygulanan yöntemin hem ölçülebilir objektif etkilerini, hem de hasta tarafından algılanan subjektif etkilerini kaydetmiş ve sonra bunları karşılaştırmışlar.Çıkan sonuçlar gerçekten şaşırtıcı: Her bir tedaviden sonra hastalar, şikayetlerindeki iyileşmenin albuterol (astım ilacı), plasebo sprey ve gene bir plasebo olan akupunktur tedavisinden sonra hemen hemen aynı oranda olduğunu beyan etmişler. Yani hastalar, her üç yöntemin de nefes alışlarına iyi geldiği kanaatinde. Ancak karşılaştırılan FEV1 değerleri aynı şeyi söylemiyor. Her üç yöntemden önceki ve sonraki FEV1 değeri değişimine baktığımızda, albuterol uygulanan hastaların FEV1 değerlerinde %20 gibi anlamlı bir artış olmasına rağmen, plasebo sprey veya akupunktur uygulanan hastaların FEV1 değerindeki iyileşme hiçbir uygulamaya tabi tutulmayan hastalara göre farklılık göstermemiş.Yani, plasebo ve akupunktur uygulanan hastalar akciğer fonksiyonlarında iyileşme olmadığı halde kendilerini daha iyi hissettiklerini beyan etmişler.
Bu ve benzeri çalışmalar, plasebo uygulamalarının aslında hastalığın kendisini tedavi etmektense, hastalıkla ilgili semptomları kısmen ve geçici olarak hafiflettiği veya hastanın bu semptomları algılayışını değiştirdiklerini gösteriyor. Bu nedenle, plasebo içeren tedavi yöntemleri, hastaların gerçek anlamda tedavi edilmesini sağlamaktan uzak. Kısmen, hastalara anlık bir iyileşme sağlama dışında pek bir iyileştirici etkileri yok.Plasebonun olumlu etkilerinin aksine, bazen etkisiz madde alımını takiben olumsuz etkiler de gözlenebiliyor. Nosebo etkileri denen bu fenomen, uygulanan etkinliği olmayan tedavi yönteminin ardından gerçek ilaçtan beklenen yan etkilerin gözlemlenmesi durumuna verilen isim. Eğer herhangi bir ilacı alırken hiç bir yan etki deneyimlemediğiniz halde günün birinde prospektüsünü okuyup orada görülen yan etkilerde kaşıntı ve mide bulantısı yaptığını gördükten sonra tüm gününüz kaşınarak ve kusmamaya çalışarak geçtiyse siz de nosebo etkisiyle tanışmış olmalısınız.
ENTROPİ 2. BÖLÜM
4 Eylül 2014 Perşembe
ENTROPİ 1 BÖLÜM
Entropi, bir sistemin mekanik işe çevrilemeyecek termal enerjisini temsil eden termodinamik terimidir.Lakin bu sözü anlamamış olabilirsiniz.Hani bir söz vardır değişmeyen tek şey değişikliktir diye,işte o sözü açıklayıcı olan bir terim bu entropi.Ancak bunu daha detaylı anlatmak gerekirse fen bilimlerinin en önemli yasası her şeyin yıprandığını söyleyen yasadır.Mevcud durumumuza göre canlılar yaşlanır ve ölür, otomobiller paslanır ve evrendeki düzensizlik artar. Düzensizliği bilim adamları Entropi adı verilen nicelik ile ölçmüşlerdir.Ünlü bilim adamları sistemlerdeki düzensizlik arttıkça, entropi de artar demişler ve bu durum faydalı (iş yapabilir) enerji miktarını azaltıp ve faydasız enerjiyi (entropi) arttırır.Lakin eğer bir sistem tamamı ile düzenli ise entropisi sıfır olabilir.İnsanların ve diğer canlıların kurdukları düzenlilikleri artırmak değil azaltmak eğiliminde olması ve benzeri bir takım olgular, entropi yasasına onun bilimsel tanımını aşan anlamlar yüklenmesine önayak olmuştur. Ludwig Boltzmann'ın ünlü denkleminde S = k log W entropi, S, bir sistemin girebileceği mikroskopik durumların sayısı, W, yoluyla tanımlanır.Lanse edilen duruma göre entropi, enerji gibi korunan bir özellik değildir ve bütün enerji değişimlerinde çevre ile sistemin entropi değişimlerinin toplamı daima pozitiftir. Ancak bu da evrendeki toplam entropinin sürekli artmasına sebep olur.
Hadiselere göre Dünya'daki yaşam Güneş'ten gelen Entropiyle beslenir. Bitkiler büyümeleri için gerekli enerjiyi güneş ışığından aldıkları zaman evrene bir miktar düzen katılır ve bu nedenle entropi azalır. Fakat Dünya'daki bu entropi(belirsizlik) azalması, bütün bir evrendeki entropi artışı yanında küçücük kalır Güneş'in yıpranma oranı, dünyamıza kattığı düzene göre çok büyüktür.Özetlemek gerekirse kainatta her şey, kendini minimum enerji ve maksimum düzensizliğe çekmek ister.örnek vermek gerekirse yukarıdan bırakılan bir taş, aşağı düşmek ister. Çünkü aşağı dediğimiz nokta, yukarı dediğimiz noktadan daha düşük bir enerji seviyesine sahiptir.Demir bir kaba sıkıştırılan bir gaz kendini dışarı atmak ister. Çünkü dış ortamdaki gazlar daha düzensizdir.Kısaca maddenin düzensizliğe doğru eğilimi vardır.bu düzensiz yapının varacağı son nokta ise ölümdür.yani yaratılan her madde ölüm ile programlanmıştır.buraya kadar anlatılan konu aslında hayatlarımızın bir özeti .Düzensizlikten oluşup düzen almış canlılarız ve yaşadığımız süre içinde muhakkak bir şeyleri düzeltip düzene koymaya çalışırız.Eğer düzene koyacağımız şeylerde bir ölçü yok ise o şeyin düzenli olması elbetteki beklenemez ve ne kadar düzene koyarsak koyalım bir gün mutlaka düzenini bozacak.Düzenin bozulma olayına ölüm demek daha doğru olur çünkü bir şeyin düzeninin tamamen bozulması o şeyin ölmesi demek olur.Eğer düzenin bozulması ölümse düzene koymayada hayat diye biliriz.makinenin parçalarını bir araya getirmek makineye hayat vermek gibidir ve makinenin parçalarını ayırmakta onu öldürmek gibidir.maddi kavramlardaki bu durum manevi kavramlar içinde geçerlidir.bunuda bir sonraki yazımda daha detaylı anlatacağım inşallah.
2 Ağustos 2014 Cumartesi
MUTASYON
31 Temmuz 2014 Perşembe
MEKANİZMALAR
Bir makinenin parçaları bir bütün halinde çalışırsa ancak makina çalışabilir.Hayatlarımızda sorunların olmasının bir nedeni de mekanizmaların doğru çalışamaması.Örnek vermek gerekirse anlatacağım her kavramı bir bütünün parçaları olduğunu ve parçaların bir araya gelip ancak makinayı hareket ettirdiğini düşünün.İstenilen veya insan olma değerleri için kişilerde olması gereken bazı özellikler vardır.Bunlar bedeni veya zahiri ,fikri veya manevi diye ikiye ayrılır.Bedeni olanlar sağlıklı bir beyin yapısı,sağlıklı bir kalp,düzgün çalışan kas yapısı ve sinir sistemi,sıkı bir cilt,güzel bir yüz,sağlıklı saçlar,ve hormonal dengenin düzgün olduğu bir vücud diye biliriz .Tabi bunları dahada detaylandırmak mümkündür.Manevi olanlar ise,okuma ve gelişmeye açık olmak,duygusal olarak olgunlaşmak,ahlaki olarak gelişmek,insani değerleri yaşamak ve yaşatmaya çalışmak,iyiliği ve doğru olanı anlatıp yanlış olan ve kötü olandan insanları uzaklaştırmaya çalışmak,yardımlaşma,çevreye ve yaşayan her şeye yardım etmek,canlı veya cansızların sorunları ile ilgilenme vb..... manevi kavramları da bu şekilde detaylandırmakta mümkün.Buraya kadar anlattıklarımın hepsi bir makinenin parçaları gibidir.Nasıl ki bir makinenin parçaları eksik olursa eksik olan parçanın önemine göre makine çalışabilir de çalışmaya bilir de.Yani şöyle diye bilirim,bu makinenin motor ve güç kısmı beyindir.beyni düzgün çalışmayan veya akli dengesi yetersiz olan birinin tüm bu saydıklarımızı yapması zaten imkansızdır.geriye kalan parçalardan bazısı olmasa da makine işler ancak bir müddet sonra ya durur veya bozulur bir dahada çalışmaz.İnsanın hayatı da böyledir.Maddi dediğimiz bedensel kavramlar ile manevi dediğimiz fikri ve duygusal kavramlar bir bütün halinde çalışacak ki insan insan olabilsin.Tüm manevi kavramlar çalışsa bile kişinin felç olması tüm bu manevi kavramların iptali gibi bir şeydir.Böyle bir kişinin kendinden başka kimseye hemen hemen bir faydası olmaz.Kısaca maddi ve manevi kavramlar bir bütündür.Bunları birbirinden ayrı düşünmek en büyük hatalardan biridir.Günümüz toplumunda bu yanlış çok yapılıyor.Alkol içen birinin alkollü iken düzgün düşünmesini beklemek,haram yiyen birinin ibadetlerinin veya duasının kabulünü beklemesi(bu konuyu ilerde detaylandıracağım),bilgisiz ve cahil birinin toplumu düzeltmeye çalışması elbetteki mümkün değildir.Aslında konu çok uzun ve üzerine çok şey söylenebilecek bir konu ancak konunun özünü anladı iseniz.Hayatımıza birde mekanizmalar penceresinden bakalım maddi olarak nelerimiz eksik ve manevi olarak eksikliklerimiz neler.Bu parçalar ne kadar yerine oturur ve düzelirse o kadar kaliteli bir hayatımız olur.böyle bir hayat hem dünyada hemde ahirette fayda verecektir.













